Genel

Hemen herkesin bir gün katılma hayali Kurduğu Rio Karnavalı’nın benzer konseptle yanı başımızda yapıldığını biliyor muydunuz?

Yunanistan’ın İskeçe kentinde her yıl düzenlenen İskeçe Karnavalı’nda, binlerce insan gün boyu dans edip çılgınlar gibi eğleniyor. Görsellik ve eğlence anlayışı açısından Rio Karnavalı’nı aratmayan İskeçe Festivali’nde, katılımcılar birbirinden renkli ve ilginç kostümler giyerek gün boyu eğlencenin sınırlarını zorluyor.

1. Gün | İstanbul – Selanik

Akşam saat 23:59 da Kadıköy evlendirme dairesi,saat 00.30’da Gayrettepe Dedeman Otel önü, saat 0q:00.00 de Bakırköy Ömür Plaza önünden hareket ile yola çıkıyoruz. (Kalkış saatlerinden en geç yarım saat önce belirtilen yerlerde bulunmanız gerekmektedir.) Yaklaşık 2,5 saatlik yolculuğun ardından varışımızda gümrük ve pasaport işlemlerinin tamamlanması ve ardından Yunanistan’a geçerek, Xanthi (Dedeağaç), Komotini (Gümülcine), Alexandropouli(İskeçe) ve Kavala üzerinden Selanik’e yol alıyoruz.

2. Gün | Selanik

Sabah saatlerinde Selanik’e varışımıza müteakip yapacağımız Selanik panoramik şehir gezimizde, Yunanistan’ın en büyük Kilisesi olan Aya Dimitros Kilisesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu ve yaşadığı evi ziyaret ediyoruz. Aya Sofya Kilisesi, Osmanlı Hamamı,Osmanlı Cami, Bedesten, Beyaz Kule, Döner Kule, Uluslararası Fuar alanını görüyoruz. Selanik’in kafeleri ve mağazaları ile meşhur Kordon Boyunda yürüyüş yapıp Aristotales meydanında verilecek serbest zaman ardından Büyük İskender heykelini görüp otelimize geçiyoruz. Otelimize yerleşme ardından serbest zaman.Akşam arzu edenler ekstra olarak düzenlenecek  Taverna Gecesine katılabilirler.

3. Gün | Selanik – Kavala – İskeçe – İstanbul

Sabah kahvaltısı ardından Kavala’ya hareket ediyoruz. Kavala’yavarış. Kavala panoramik şehir turu;İmarethane, Su Kemerleri, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın konağı, Kavala Kalesi(panoramik olarak), Belediye Binası, Kavala çarşısı, Kordon görülecek yerler arasındadır. Sonrasında İskeçeye geçiyoruz. Panoramik olarak İskeçe’yi gördükten sonra karnavalda serbest zaman ve ardından belirtilen noktada buluşup,araçlarımza geçtikten sonra dönüş yolculuğuna geçiyoruz.Gümrük ve pasaport işlemleri sırasında Yunan Freeshop’unda alışveriş imkânı. İpsala,Keşan, Tekirdağ üzerinden İstanbul’a varış ve turumuzun sonu.Aldığımız noktalara misafirlerimizi bırakıpp vedalaşıyoruz.

Ücrete Dahil Olan Hizmetler

  • Lüks otobüslerle ulaşım
  • Selanik, Kavala, İskeçe gezileri
  • 3* veya 4* otellerde 1 gece oda kahvaltı konaklama.
  • Türkçe rehberlik hizmeti
  • Zorunlu Seyahat Sigortası

Ücrete Dahil Olmayan Hizmetler

  • Zorunlu Seyahat Sigortası
  • Vize ücreti ve servis bedeli 120 EURO
  • Yurt dışı çıkış harcı
  • Extra turlar ve kişisel harcamalar
  • Şoför ve rehber bahşişleri (5€ Kişi Başı)

Uygun tarihler

Ne yazık ki bu turda yer kalmadı.

Selanik

Selanik

Selanik Yunanistan’ın ikinci büyük kenti olup Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu şehir olması sebebiyle oldukça ilgi görmektedir. Şehirdeki önemli turistik ziyaret yerlerin başlıcaları Beyaz Kule, Galerius Kemeri Arkeoloji Müzesi ve Atatürk’ün doğduğu evdir.

Kent, MÖ 315 yılında Makedonya kralı Kassandros tarafından bugünkü Thermi’de kurulmuştur. Kassandros, Makedonya tahtında hak iddia edebilmek için evlendiği Büyük İskender’in kızkardeşi Thessalonike’nin adını bu şehre verdi. Thessalonike adı aynı zamanda Tesalya’nın Makedonlar tarafından fethedilmesini de hatırlatır.

4. yüzyılın son on yıllarına doğru İmparator Theodosios tarafından şehrin etrafı surlarla çevrildi. Selanik 550-750 yılları arasında Makedonya’nın Slav ve Avar işgallerine uğraması sırasında dört defa kuşatıldı, fakat alınamadı ve Ortodoks Hıristiyanlığı’nın “bir kalkanı” olarak kalmayı başardı. 620’de büyük yıkım getiren bir deprem şehrin en eski yapılarını ve sütunlu sokaklarını yerle bir etti; böylece antik yerleşim yeri bütünüyle ortadan kalktı. Bundan sonra Selânik dar, eğri büğrü sokakları, binalar arasında bahçeleri ve yeşilliğiyle Ortaçağ Bizans modeline uygun biçimde yeniden inşa edildi.

Selanik ilk olarak Osmanlı Devleti tarafından 1387 baharında Çandarlı Hayreddin Paşa ve Gazi Evrenos kumandasındaki birlikler tarafından uzun süren bir abluka neticesinde ele geçirildi fakat Osmanlı Devleti kenti çok uzun süre elinde tutamadan 1403 yılında kentin yönetimi Bizans İdaresine geçti.

29 Mart 1430’da bir ay süren şiddetli bir kuşatmanın ardından bizzat II. Murad önderliğindeki Osmanlı birlikleri surları aştı ve kenti Osmanlı Devleti’ne kattı. Johannes Anagnostos’un anlatımına göre kanlı bir çatışma vuku buldu ve halktan birçok kişi esir edildi. Ancak daha sonra II. Murad fidye karşılığı esirleri serbest bıraktı. II. Murad, çatışmalar sırasında şehri terkedenlere geri dönmeleri çağrısında bulundu ve bunlara önceden edindikleri mal ve mülklerini iade etti. Aynı zamanda civardaki Osmanlı merkezi olan Yenice-i Vardar’dan 1000 kadar Türk’ü Selânik’e yerleştirdi.

Ayrıca 1492’de İspanya’dan kovulan Yahudilerin bir bölümü başta Selanik olmak üzere Osmanlı topraklarına yerleştirildi. İspanya’dan kovulan yahudiler Selânik’in sur içi kısmına yerleştirilmiştir.

9 Kasım 1912’de Balkan Savaşları sonunda 25.000 kişilik Osmanlı Ordusunun direniş göstermeksizin teslim olması neticesinde şehir Yunanistan yönetimine geçmiştir. Osmanlı orduları, şehri Yunan çetelerine savaşmadan, ancak şehirdeki Türklerin can güvenliğinin sağlanması ve Tütün Reji imtiyazının devamı koşuluyla bıraktılar. Osmanlı Ordusu’nun Selanik’te bulunan kuvvetleri de silahlarını Yunan çetelerine teslim ettiler. Ancak Yunan çeteleri şehri teslim aldıkları günün gecesi kentte yaşayan pek çok Türkü, aralarında Osmanlı askerleri de bulunmak üzere katletmişlerdir. Şehrin simgesi olan Osmanlıların inşa ettiği Beyaz Kule sembolik bir vaftiz işleminden geçerek beyaza boyandı. O günden beri Beyaz Kule adıyla anılan bu yapının beyaz boyaları zamanla aşınıma uğradı ve eski rengini tekrar kazandı.

1917 yılında çıkan büyük bir yangın şehrin Türk bölgesini neredeyse tamamen yok etti. 1924 nüfus mübadelesi sonunda şehirde geride kalan bütün Türkler Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakıldı ve Anadolu’dan gelen Rum göçmenler giden Türklerin yerini aldı. Kısa bir süre içinde şehrin nüfus yapısı tamamen değişti. Yunanlar Selanik’te azınlıktayken kısa bir süre içinde ezici bir çoğunluk haline geldiler. Böylece Selanik’in Osmanlı-Türk kültüründe oynadığı rol son bulmuş oldu. Atatürk 10. Yıl Nutku’nda “Keşke Selanik’i de misak-ı milli sınırları içerisine alabilseydik” diyerek kentin Türkler için önemini vurgulamıştır.

Kısa bir süre içinde camilerin minareleri yıkıldı. Bazı cami ve sinagoglar kiliseye çevrildi. Eski Osmanlı evleri bakımsızlıktan yok oldu. Kentin geçmişiyle bağlantısı kesilerek bir Avrupa şehri haline getirildi.

II. Dünya Savaşı’nda neredeyse tüm Sefarad Yahudi cemaati (50.000 kişi) Alman işgalciler tarafından toplama kamplarına yollanıp öldürüldü. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalma son eski ve köklü bir cemaat yok edilmiş oldu.

Selanik, 1997’de Avrupa kültür başkenti seçilmiş olup turistler tarafından büyük ilgi gören bir kenttir.

Daha fazla

İskeçe Karnavalı

İskeçe Karnavalı

İskeçe (Xanthi) Yunanistan’ın kuzeyinde, Batı Trakya’da bulunan bir kenttir. Osmanlı kaynaklarında Eskice, İsketye ve İskete olarak da kaydedilen İskeçe isminin “Eskice” den geldiği düşünülmektedir. Günümüzdeki Xanthi adı da Strabon’un bahsetmiş olduğu antik “Xantheia” şehrinden gelmiştir.

İskeçe bölgesi ile ilgili ilk tarihi kayıtlar MÖ 879 yılına dayanır. Küçük bir yerleşim birimi olarak başlayıp, Trakya tarihinin, (iç) savaşlar, yıkımlar gibi, tüm evrelerinde yer aldı. Her ne kadar Osmanlı İmparatorluğu 1363 yılında Edirne’nin fethi ile Balkanlar’a yerleşmiş olsa da, İskeçe’nin yanı sıra bugünkü Kavala, Drama ve Serez bölgelerinin Osmanlı hâkimiyeti altına girmesi ancak 26 Eylül 1371 tarihindeki Çirmen zaferi ile gerçekleşmiştir.

Yerel Türk nüfusunu güçlendirmek amacıyla Anadolu ve özellikle Konya bölgesinden İskeçe ve civar illere halk yerleştirilmiştir. Osmanlı’nın genişleme döneminde, İskeçe, orduların çıkış noktalarından biri iken, Osmanlı’nın Balkanlar’daki hâkimiyeti azalma sürecine girdikten sonra, İmparatorluğun Balkanlar’da tutunmasında belirleyici rol oynamıştır.

1715 yılına gelindiğinde İskeçe tütünü ile tanınmış ve bu ürünü sayesinde bölgenin refah düzeyi artmıştır. Mart ve Nisan 1829’da gerçekleşen iki şiddetli deprem ile şehir büyük bir yıkıma uğramış, ancak bu olay yeniden yapılanmasında büyük öneme sahip olmuştur.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’daki sınırlarının bu bölgeye gerilemesi ile birlikte, bölgeye olan Rus ve Bulgar saldırıları artmıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nun yardımından yoksun olarak, İskeçe halkının da katıldığı Batı Trakya Türklerinin silahlı mücadelesi ile, Osmanlı için son derece olumsuz şartlar içeren Ayastefanos Antlaşmasının daha sonra Berlin Antlaşmasına dönüşmesinde katkıları olmuştur.

İskeçe Balkan Savaşları esnasında, sırası ile Bulgaristan, Yunanistan ve yine Bulgaristan tarafından işgal edildi. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun Edirne’yi yeniden ele geçirdiği dönemde yöre halkının mücadelesi ve Osmanlı tarafından yapılan yardımlar sayesinde İskeçe ve Gümülcine’deki Bulgar hâkimiyeti kaldırıldı. Ancak, ardından kurulan ve İskeçe’yi de kapsayan Garbi Trakya Hükümeti’nin, 1 Eylül 1913 tarihinde bağımsızlığını ilan etmesi, Osmanlı, Rusya İmparatorluğu ve Bulgaristan tarafından hoş karşılanmayınca, bölgede etkinlik gösteren Osmanlı subayları geri çağırıldı ve İstanbul Antlaşması ile İskeçe dâhil, Batı Trakya bölgesi Bulgaristan’a bırakıldı.

I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ile İskeçe, Bulgaristan ve Yunanistan arasındaki cephenin ortasında kaldı. Osmanlı’nın savaşa katılması ve Bulgaristan’ın hâkimiyetinin azalması ile birlikte bölgeyi Yunanistan’a bağlamayı amaçlayan, Yunanistan ve Fransa denetimli kuruluşlar etkinlik göstermeye başladılar. Yunanistan’ın diplomatik girişimler ile bağımsızlık çabalarını bastırdığı bölgede, İskeçe’nin de dâhil olduğu Batı Trakya’nın akıbetinin halkoyu ile belirlenmesine karar verildi. Mayıs 1920’de gerçekleşen halkoyu ile, Türk nüfusu ezici çoğunluğu elinde bulundurmasına rağmen, sonuç bölgenin Yunanistan’a bağlanması yönünde oldu.

Millî Mücadele döneminin sona ermesi ve Lozan Anlaşması’nın imzalanması ile İskeçe Türk halkı nüfus mübadelesinden muaf tutulmuştur.

Günümüzde İskeçe modern bir kent kimliğine sahip, zengin tarihi, doğası ve gelenekleriyle her yıl büyük miktarda yerli ve yabancı ziyaretçi kabul etmektedir. Her yıl Şubat sonu veya Mart başına doğru düzenlenen Karnaval ve Eylül başındaki eski kasaba festivali (Γιορτές Παλιάς Πόλης) görülmeye değer etkinlikler arasındalar. Ayrıca her cumartesi düzenlenen kent pazarı da ziyaret edilebilir.

Daha fazla

Yunanistan

Yunanistan

Yunanistan Balkanlar’ın güneyinde yer alan bir ülkedir ve Türkiye, Arnavutluk, Bulgaristan ve Makedonya Cumhuriyeti ile sınır paylaşmaktadır.

Yunanistan’ın adı antik İyonya’nın (bugünkü İzmir, Aydın, Manisa, Muğla bölgesi) Arapça ve Farsça söyleniş şeklinden gelir. Orta Çağ’da Bizans İmparatorluğu ve sonra Osmanlı Devleti dönemlerinde Romalı anlamına gelen Rum adı kullanıldı. Bu isim bugün daha çok Kıbrıs’ın güneyi, İstanbul ve Ege’deki Yunan asıllı halkı ifade etmek için kullanılmakta, Yunanistan’da yaşayanlara sıkça yapılan bir hata ile Yunanlı denilmektedir. Bunun yerine hem bu milletten olan kişiyi ifade etmek hem de Yunanistan’a ait olduğunu belirtmek için Yunan sözcüğü kullanılır.

Yunanistan’ın başkenti Atina olup Selânik, Patras, Kandiye, Volos, Yanya, Yenişehir, Kavala ve Vodina ülkenin diğer büyük şehirleridir.

Halkın büyük çoğunluğunu etnik Yunanlar (9.555.000) oluşturur. Yunanlar büyük bir çoğunlukla Ortodokstur. Nüfusun çoğunluğu Türkiye ‘den 1924 ve 1955 mübadeleleri neticesinde göçen Rum nüfustan oluşur. 1924 öncesi Yunan Krallığı’nın nüfusu 2 milyonun altındaydı ve bu nüfusun çoğunluğunu Yunanlaşmış Arnavutlar yani Arvanitler oluşturuyordu. Buna 1,5 milyon civarında Anadolu Rum’u eklendi. Anadolu’dan göçen Rumlar daha çok Batı Trakya ve Tesalya’ya yerleştiler ve yüksek çocuk sayısı ve nüfus artışıyla eski Arvanit/Yunan nüfusunu geride bıraktılar.

Başlıca azınlıkları Makedonlar (250.000), Tosk Arnavutları (222.000), Ulahlar (209.000), Pontuslu Rumlar (202.000), Arvanitika Arnavutları (152.000)’ndan ve Müslüman azınlıkları Türkler (150.000), Pomaklar ( 50,000), Saidî Araplar (30.000), Farslar (10.000), Afrikalılar (6.100)’dan oluşturulmaktadır.

İklim ve Bitki Örtüsü

Yunanistan’da hâkim iklim büyük ölçüde Akdeniz iklimi’dir. Yazları sıcaklık ortalaması 26 °C – 28 °C ‘dir. Kışlar çok sert geçmez, ancak yüksek kesimler kış boyunca kar alır. Yüzey şekilleri ise fazla yüksek olmayan dağlardan oluşan oldukça engebeli arazilerdir. Ülke’nin en yüksek noktası Eski Yunan Mitolojisi’nde tanrıların evi olduğu kabul edilen Olimpos Dağı’dır (2,917). Bunu 2,457 metre ile Parnassos Dağı izler. Ülkenin bu denli engebeli olmasının Yunan Mitolojisi’ndeki açıklaması ise tanrıların dünyayı yaratırken toprağı eleyip eleyip, Yunanistan’ın ise kalan tortulları fırlatıp savurması ile oluştuğu yönündedir. Yunanistan ayrıca 1. derece deprem kuşağı üstünde yer alır.

Alçak bölümler bitki örtüsü bakımından fakir olup, tek mevsimlik bitkiler yetişir. Ülkenin orta ve güney kısımlarında Akdeniz iklimi’nin karakteristik bitki örtüsü makiler egemendir. Dağlık bölgelerde ise ormanlar yer alır. Ormanlar ya da korular ülkenin yaklaşık %50’sini kaplar.

Daha fazla

Üzgünüz, henüz tur hakkında bir değerlendirme yapılmamış.